SEVGİNUR's profileBizim Sevdamız Mahşere K...BlogListsNetwork Tools Help

Blog


    April 21

    kal demem

    http://spaces.msn.com/members/ileanaoktay/

    Gidene kal demeyeceksin!

    Image Hosted by ImageShack.us

    Gidene kal demek zavallılara!

    Image Hosted by ImageShack.us 

     git demek terbiyesizlere!

    Image Hosted by ImageShack.us 

    Dönmeyene dön demek acizlere!

    Image Hosted by ImageShack.us 

    Hak edene git demek asillere yakışır!..

    Image Hosted by ImageShack.us 

    Kimseye hak ettiğinden fazla değer verme!

    Image Hosted by ImageShack.us 

    Yoksa değersiz olan hep sen olursun!..

    Image Hosted by ImageShack.us 

    Düşün!..

    Image Hosted by ImageShack.us 

    Kim üzebilir seni, senden başka?

    Image Hosted by ImageShack.us 

    Kim doldurabilir içindeki boşluğu, sen istemezsen?

    Image Hosted by ImageShack.us 

    Kim mutlu edebilir seni, sen hazır değilsen?

    Image Hosted by ImageShack.us 

    Kim sever seni, sen kendini sevmezsen?

    Image Hosted by ImageShack.us 

    Herşey sende başlar, sende biter!..

    Image Hosted by ImageShack.us 

    Yeter ki yürekli ol!Tükenme!Tükettirme!..

    Image Hosted by ImageShack.us 

    Hep hatırla; ''Çaresizseniz, ÇARE SİZSİNİZ!... 

    http://spaces.msn.com/members/ileanaoktay/                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                  

    Comments (2)

    Please wait...
    Sorry, the comment you entered is too long. Please shorten it.
    You didn't enter anything. Please try again.
    Sorry, we can't add your comment right now. Please try again later.
    To add a comment, you need permission from your parent. Ask for permission
    Your parent has turned off comments.
    Sorry, we can't delete your comment right now. Please try again later.
    You've exceeded the maximum number of comments that can be left in one day. Please try again in 24 hours.
    Your account has had the ability to leave comments disabled because our systems indicate that you may be spamming other users. If you believe that your account has been disabled in error please contact Windows Live support.
    Complete the security check below to finish leaving your comment.
    The characters you type in the security check must match the characters in the picture or audio.

    To add a comment, sign in with your Windows Live ID (if you use Hotmail, Messenger, or Xbox LIVE, you have a Windows Live ID). Sign in


    Don't have a Windows Live ID? Sign up

    SELAMÜN ALEYKÜM KARDEŞİM HAYIRLI GECELER

    Vakt-i şerif, Cuma, ömür ve şahsiyetlerimiz,
    ahir ve akibet, zahir ve batınlarımız hayrola,
    Aşkullah, Muhabbettullah, Marifetullah,
    Şevkullah ve Zikrullah gönüllere nakşola
    Şefaat û nebi cümlemize nasib ola efendim

    Mevlam ateş-i aşkınızı ziyâde eylesin
    Gam ve telaş sizlerden uzak olsun da
    huzur bulasınız efendim 

    İnanan Gönüller
    İnsanlık almış başını kinle, nefretle bir yere gidiyor. Herhalde buna “yuvarlanıyor” demek daha uygun olur.. neticenin ne olacağını ve bu gidişin nereye varacağını şimdiden kestirmek oldukça zor. Çok kötümser davranıp âkıbetin cehennem olduğunu söylemek doğru olmasa da, cennet demek de biraz fazla iyimserlik olsa gerek. Sîneler öfkeyle atıyor, gururlar çifteli, düşünceler paramparça ve muhakemeler de derbeder. Diyalog arayışları fevkalâde sun'î ve çıkar hedefli; tartışma ve münazara meclisleri adetâ birer harp meydanı, birer ateş hattı ve birer vahşi arena.. toplumu değişik kamplara bölmek ve kitleler arası gerilimi artırmak için gerekli her şey var. Tavırlar kaba, ifadeler mütecaviz, yığınlar birbirine karşı müsamahasız “Vefa yok. ahde hürmet hiç, emânet tafz-ı bî-medlûl; / Yalan râiç, hıyanet müîtezem her yerde, hak meçhul.. ”sevinen düşmanlar, ağlayan da milletimiz.

    Bu gidişe "dur" demek ve bu yuvarlanışı önlemek için sevgiyle çarpan, müsamaha ile oturup kalkan sinelere ihtiyaç var.. kendini insanlığın dünyevî-uhrevî mutluluğuna adamış“Gözümde ne cennet sevdası, ne cehennem korkusu; milletimin îmânını selâmette görürsem cehennemin alevleri içinde yanmaya razıyım” diyebilecek inanmış ve seven sinelere...

    Sevgi, insan ruhuna hitap eden sözsüz-kelimesiz evrensel bir lisandır. O, gönülleri büyüleyip kendine çeken, hiç kimsenin hatta en vahşi ruhların bile karşı koyamayıp teslim olduğu sihirli bir güç kaynağıdır.. evet böyle bir güç kaynağıdır ve hiçbir şeyden anlamayan bedeviler bile, onun o yumuşaklardan yumuşak mûnis dilinden mutlaka bir şeyler anlar ve mest olurlar.

    Sevgide peygamberâne tesirin güç ve sihiri vardır. O, kendine mahsus beyânıyla benliğimizin enginliklerine yağmaya başlayınca, onunla anlatılmak istenen şeyleri rûhumuzun bütün derinliklerinde duyar ve verilecek mesajı hemen kabullenmeye hazır hâle geliriz.

    Gönüller sevgiyle attığı, çehreler samimiyetle tüllendiği ve gözler kendilerini o büyülü tebessümlere saldığı zaman, insan hiçbir şey konuşmasa da, derûnundaki kitabı bütün fasıllarıyla, bâblarıyla muhataplarına intikâl ettirmiş sayılabilir.

    Sevginin sesi-soluğu, samimiyet ve sıcaklığın derecesine göre, hemen ekseriyetle hislerimizi coşturur ve bizi îtimaddan teslime, teslimden kabule, kabulden güvene yükselterek ruhlarımıza en beliğ hitapların, en meşhur kitapların anlatamayacağı en enfes ma'nâları fısıldar.

    Sevginin müphem nağmeleri gönül yamaçlarında her zaman bir bülbül sesi gibi duyulur ve bir beşik ninnisi safvetiyle bütün benliğimizi sarar.. hem öyle bir sarar ki, onun karşısında sevinçten, neş'eden, bir çocuk gibi diz çöküp hıçkıra hıçkıra ağlayasımız gelir.

    Sevgi, o sımsıcak anne kucağı gibi havası ve her kapıyı açabilen anahtarlar gibi büyüsüyle, bütün varlığın usaresini ve her türlü ledünnî alâkanın ma'nâsını gönüllerimize boşaltan bir sihirli musluktur. O saf musluktan akan muhabbet kevserini duyabildiğimiz ölçüde, duygularımız öylesine şahlanır, ruhlarımız o denli heyecanlanır ve köpürür ki, benliğimizin tavanı delinip de göklerin ebedî neşvesine erecekmişiz gibi oluruz.

    Gönüller, sevginin dirilten havasını teneffüs ettikleri, sevgi çağlayanlarında arındıkları, sevgiyle sarmaş-dolaş oldukları, sevgi kokladıkları ve sevgi solukladıkları nisbette, insan olmadaki engin derinlikleri duyar ve duyurur; sonsuzluğa namzed olmanın sırlarını kavrar ve sevginin derinliğine göre muhabbet ve alâka halkaları, genişleye genişleye topyekün varlığı kaplar; hatta gider tâ sonsuza ulaşır, sonsuzun rengini alır ve her yerde

    O'ndan ötürü ” deyip çevresine sevgi ve iltifat yağdırırken, her yerde bundan ötürü aranan, sevilen biri haline gelir. Sevgi, bizden önce de vardı. O insanoğlunu varlığa uyaran ilk nağme ve içinde sallandığı ilk beşiktir. Biz burada, sevgi adına, eski bir perdenin yeni bir şivesini, eski bir nağmenin yeni bir usûlünü, az bir telaffuz farkıyla, basit bir üslup kaydırması yaparak, kin, nefret, iğbirar ve üslup çığırtkanlığını tadil eder mülahazasıyla bir kere daha mırıldanmak istedik.. kimbilir, bundan sonra da daha niceleri, yeni bir ifade farkı ve yeni bir seslendirme ile ne ateşten nağmeler mırıldanacak, ne yanık türküler söyleyecek ve şehrâyinlerdeki havaî fişekler gibi çevrelerine ışıklar yağdıracak.. ve hep sevgi düşünecek, sevgi konuşacak, sevgiye âşinâ gönüller arayacaklardır.

    İnsan, sevginin o “sehl-i mümtenî ” büyülü yoluna bir kere giriverse, başkaları için aşılmaz görülen gayzın, nefretin en sarp tepelerini aşar.. önünü kesen kandan-irinden deryaları geçer.. cennet yamaçları gibi bahar iklimlerinde dolaşır, sevgi tüten ruhlarla kucaklaşır.. ömrünü hep kuş yuvalan gibi sımsıcak, anne sineleri gibi emniyetli bir atmosferde geçirir.. ve insan olmanın bütün avantajlarını yaşar.

    İnsanların intikam ve düşmanlığa yenik düştüğü, yığınların boğuşma ve kavgaya sürüklendiği, hakkın, kuvvet karşısında susturulduğu ve kuvveti elinde bulunduranların, kendileri gibi düşünmeyenlere Tiran'lar gibi davrandığı, zalimlerin, gaddarların alkışlandığı. iltifat gördüğü, mazlumların, mağdurların itilip-kakıldığı, itilip-kakılırken de sarsık, ama ümitli bir bekleyiş içinde bulunduğu günümüzde herşeyden evvel ve herşeyden sonra bir kere daha "sevgi" diyoruz. Diyor ve sevginin hayatımızın ritmini değiştireceğine ve bizi alelâdeliklerden fevkalâdeliklere, basitlikler içinde bocalayıp durmaktan seviyeler üstü seviyeye yükselteceğine inanıyor ve ilk çocukluk dünyamızda duyup-yaşadığımız o dupduru hülyaları bir kere daha yakalayacağımız ümîdini besliyoruz.

    Biz, duygu ve düşünce ufkumuzu, sevgi, saygı ve anlayışla donatabildiğimiz ölçüde, zannediyorum çevremiz de farklılaşacak.. eşya ve hâdiselerin rengi değişecek.. gerçek insanî değerler ortaya çıkacak.. ve "eşref-i mahlûkât" olmakla elde edilmiş bulunan onca avantaj zebil olup gitmekten kurtulacak.. tarihe malolmuş bütün dînî ve millî güzelliklerimiz dirilip geriye dönecek; hatta gelip bir kere daha bizim olacak.. ve dün yaşadığımız hayatı bugünkü ömrümüzle yeni baştan bir kere daha yaşayacak.. ve zaman üstü en engin lezzet ve hazların hepsini birden duyacağız..

    Keşke, îmân ve îmân içindeki o derin sevgiye ilkler gibi biz de uyanabilseydik.
    Nov. 6
    SELAMUN ALEYKÜM KARDEŞİM HAYIRLI GECELER HAYIRLI CUMAALAR SELAM VE DUA İLE
     
    KARDEŞ MEKTUPLAR
      
       Ahmet Birler
      
       Aziz Kardeşim,
       Mükerrem ve Seçkin Dostum;
       “Gurbette yaşamak zor ve gurbetteki insanı en çok bir dost selamı sevindiriyor.” demiştin hatırlarsan. Ben de seninle son görüşmemizde sana daha düzenli olarak mektup yazacağımı söylemiştim; bu mektup o sözümü tutma gayretime rüzgâr olsun isterim.
       Biliyorum, gurbette olmak âdemoğlu için taşınası yük değildir, çetindir; insanın belini büker, sesini kısar, gözlerindeki feri soğurur çeker. İnsan, ait olduğu topraklara ait bir kokuya, bir sese -hatta bir gürültüye- bunlar olmazsa oralardan esip yetişen bir yele intizar edip durur. Dilerim ki bu mektuplarım seninle vatanın arasına girmiş olan sıradağları, göklere sığmayan kartallar gibi aşarak, bedeninle ülkeni ayıran denizleri, beyaz, uçarı bulutlar gibi geçerek sana ulaşır. Dilerim.
       Ama sevgili kardeşim, sen benden daha iyi bilirsin ki, sadece sen değilsin gurbette olan, hepimiziz. Evet, sen doğduğun ülkeni yıllardır göremeden, sabahlar, kuşluklar, ikindiler geçiriyorsun. Ramazanlar, bayramlar birer birer geçip gidiyor sana çarparak ve çocukluğunun mahallesindeki birçok şeyin nasıl olup da senin bu kadar uzağına düştükleri hakkında seni hayrete düşürerek. Sonra çocukların... Kayısı ağacına tırmanamadan, bir dilencinin eline para sıkıştıramadan, hatta mahalle camisindeki bazı huysuz amcalarından azar bile işitemeden büyüyorlar. Bütün bunların ne büyük mahrumiyetler olduğunu benim anladığımı biliyorsundur sanırım.
       Fakat, daha uzaktan, daha yukarıdan baktığında, manzarayı topluca görmeye çalıştığında, sen de farkedersin ki hepimiz gurbetteyiz. Hayır, sakın yanlış anlama, seni teselli etmeye çalışmıyorum. Hepimiz dünya gurbetindeyiz demek istiyorum. Her yeni günle birlikte, hissettiğimiz yabancılığı azaltmak için işlerimize, ailelerimize, günlük telaşelerimize, proğramlarımıza delice sarılıyor olsak da, biliyorsun ki bu dünyaya karşı duyduğumuz yabancılık hissini bir türlü silip atamıyoruz içimizden. İçimizden dedim, boşuna böyle demedim, hatta içimizin içinden demem lâzımdı. Rabbimiz, Sahibimiz, bizim yüce Sultanımız bu hissi bizim içlerimizin içlerine gömmüş. Arada bir yaptıklarıma, uğraşılarıma, gündelik hayatın baş döndürücü temposuna karşı şöyle biraz uzaktan baksam, “yahu ne oluyoruz” desem, “bütün bunlar gerçekten ama gerçekten yapmaya değer mi, yani bütün bunlar hakikaten hayatî işler midir” diye sorsam kendime, hemen hissederim o yabanıllığı. O zaman anlarım ki, ben gurbetteyim, yaptıklarıma gurbetteymişim gibi sarılmalıyım, ne daha fazla ne de daha az... Gurbet çünkü vatan değildir insana. İnsan ancak vatanına kök salmak ister. İnsan gurbetteki günlerini dolması gereken çilesi gibi, çabuk bitmesi umulan sayılı gün gibi, ayakta geçirilecek hafif hastalık gibi görmek ister. İnsan, hatta gurbete yerleşip kalmış olsa bile, oralarda iş güç, ev bark sahibi olmuş olsa bile, gurbette kalıcı olduğuna inanmak istemez. Çünkü vatan, insanın emdiği ilk süte karışmış olan annenin yediği buğdaydır, ki insan anne sıcaklığıyla pişmiş olan onu emer kanına katar. Çünkü vatan, insanın çocukken içine çektiği, havada yüzde yüz oranında bulunan maddedir. Çünkü vatan, insanın içine gömülmüş işlek bir çekirdektir ve daha, insanın içini boydan boya tutan bir sarmaşıktır.
       Şimdi dostum, demek istiyorum ki, bu dünyadaki vatanımız, bizim asıl vatanımızı hatırlatan bir mecazdır aslında. Biz bu dünyada bir yere yabancılık duyarak, yaşadığımız bu yabancılık hissiyle bir ibadet imkânını yakalamış oluruz. (Evet, bazen yabancılık hissini yaşamak da kalbin en muhlisane bir ibadetidir.) Böylece, biz vatan mefhumu üzerinde düşünme imkânını yakalamış oluruz. Ama yine bir de bakarız ki, vatanımızdayken bile bir başka vatanı özlemeye devam ediyoruz. İşte böyle, bu dünyadaki gurbetin ve vatanın bizde uyandırdığı duygular bizi eğitir, asıl vatan nedir, asıl gurbet neye demelidir, bunlar üzerinde düşünmeye sevkeder bizi.
       Dünya gurbeti kuyusuna sarkıtılmış ve tekrar yukarıya çekilmeyi bekleyen, ama boş dönmenin utancından başka bir şeyle de dolamamış olduğunu gören bir kova gibi hissediyorum bazen kendimi.
       Ya sen? Sen de bana yaz gurbet ve gariplik üzerine düşündüklerini.
       Ama asıl hissettiklerini yaz.
       Aziz kardeşim,
       Bu büyük gurbetimizde, inşallah birbirimize yabancılığımızı hafifleten dostlar oluruz.
       Selam ederim. Dualarda buluşalım.
       Nefsine yenik kardeşin...
    July 24

    Trackbacks

    The trackback URL for this entry is:
    http://bizimsevdamizmahseredek.spaces.live.com/blog/cns!61A44A6843ED80A1!355.trak
    Weblogs that reference this entry
    • None